Kitap özeti
Sarah Bakewell is a writer from Bournemouth, England. She spent her childhood traveling and living in Australia with her parents, before eventually returning to the UK. There, she studied philosophy at the University of Essex and worked as a cataloger and curator of early printed books at London’s Wellcome Library for the History of Medicine. She is the author of four books including The Smart, The English Dane and How To Live: A Life of Montaigne.
Simone de Beauvoir, 1949 yılında yayımladığı *İkinci Cins* adlı eserinde, varoluşçuluğu kadınların deneyimlerini anlamak için bir araç olarak kullanarak, kadınların erkeklerden farklı bir varoluşa sahip olduğunu ortaya koydu. Kadınların içsel doğasına atfedilen bu farklılıkların aslında mitlerden ibaret olduğunu savunan de Beauvoir, kadınların yetiştirilme biçimlerinin toplumdaki rollerini nasıl şekillendirdiğini ele aldı. Kadınların, Hegel’den türetilen bir erkek bakış açısını benimsemeye koşullandırıldığını ve bu durumun onların özgürce dünyayı gözlemlemelerini engelleyerek kendilerini bir nesne olarak algılamalarına yol açtığını ileri sürdü. *İkinci Cins*, ilk başta yeterince takdir edilmese de, zamanla feminist düşüncenin öncü bir metni olarak kabul gördü ve varoluşçuluk ile fenomenolojinin insan deneyimini derinlemesine analiz etme hedefini başarıyla gerçekleştirdi. Sartre ve de Beauvoir, felsefelerini yaşamlarının her alanında somutlaştırarak, geleneksel evlilik kurumunu reddetmiş ve özgürlük ile bireysel seçim üzerine kurulu bir ilişki modeli geliştirmişlerdi. Bu model, hem kişisel hem de entelektüel işbirliklerini güçlendirdi ve felsefi ideallerine olan bağlılıklarını pekiştirdi. Varoluşçuluk, özgürlük ve sorumluluk ilkeleriyle toplumsal değişim arayışında olanlara ilham verirken, Sartre ve de Beauvoir’in siyasi aktivizmleri bu felsefenin doğal bir uzantısı olarak şekillendi. İkinci Dünya Savaşı sırasında gösterdikleri kararlılık, felsefelerinin yaşamlarına olan etkisini açıkça ortaya koydu ve bu dönemde Sartre’ın *Varlık ve Hiçlik* adlı başyapıtı özgürlük kavramını derinlemesine ele aldı. Sartre’ın özgürlük ve sorumluluk üzerine fikirleri, bireyin seçimleriyle kimliğini şekillendirdiği düşüncesini vurgularken, varoluşçuluğun bireysel eylemlerin anlamını öne çıkaran yapısını güçlendirdi.
Devamını okumak için uygulamamızı indirebilirsiniz: