Her birey, kendine özgü bir öz algıya sahiptir; bu, kişinin kendisini nasıl biri olarak gördüğünü tanımlayan zihinsel bir çerçevedir. Bu öz kavram, geçmişteki başarılar ve karşılaşılan engellerle şekillenen kişisel inançlara dayanır. Bu algılar, bireyin kendine biçtiği kimlik doğrultusunda davranışlarını yönlendiren önemli unsurlardır. Örneğin, bir kişi kendini başarısız biri olarak görüyorsa, hedeflerine ulaşma olasılığı oldukça düşüktür. Buna karşılık, kendini başarılı biri olarak gören bir kişi, bu başarıyı gerçekleştirmek için daha fazla çaba gösterecektir. Peki, bu belirleyici öz imajlar nasıl oluşur? Çoğu zaman, mantıklı bir temele dayanır. Örneğin, bir birey, ebeveynlerinin boşanmasının ardından okulda zor bir dönem geçirmiş olabilir ve bu süreçte kendini başarısız biri olarak görmeye başlamış olabilir. Bazı kişiler bu tür zorlukların üstesinden kolayca gelip akademik olarak başarılı olurken, diğerleri bu deneyimden kaynaklanan olumsuz bir öz imajın içine sıkışıp kalabilir. Bu nedenle, ister olumlu ister olumsuz olsun, öz imajın oluşumu, bir bireyin yaşam yolunu şekillendirmede kritik bir rol oynar.
Bu durumu somutlaştırmak için bir örnek ele alalım: Yazar, bir zamanlar görünüşüyle ilgili güvensizlikler yaşayan bir adam tanımıştı. Bu kişi, burnunun çok belirgin ve kulaklarının dışa doğru çıkık olduğuna inanıyordu. Ona göre, diğer insanlar sürekli dış görünüşüne dayanarak kendisini yargılıyordu ve bu düşünce ona büyük sıkıntılar yaşatıyordu. Ancak gerçek şu ki, insanlar aslında onun görünüşüne dayanarak bir yargıya varmıyordu. Aksine, kendi bozulmuş öz imajı, onun yetersizlik ve acı hislerini besliyordu. Bu durum, başkalarının onu yargıladığına dair yanlış bir algı geliştirmesine ve bu algının, diğer insanları da olumsuz bir şekilde değerlendirmesine yol açıyordu. Ancak, bu zararlı döngü, bireyin olumsuz öz imajını değiştirmesiyle kırılabilir. Bu noktada, bu tür döngüsel kalıpları daha ayrıntılı bir şekilde inceleyeceğiz.