Kitap özeti
Alex Ross has been The New Yorker’s music critic for over 20 years. His writing has earned him multiple awards, as well as a Guggenheim Fellowship and a MacArthur Fellowship. The Rest Is Noise is his first book and was a Pulitzer Prize finalist.
Medya atonal müziği küçümserken, Schoenberg’in çevresinde genç Austro-Alman bestecilerden oluşan bir grup toplanıyordu. Aynı dönemde Paris’te, Rus kökenli Igor Stravinsky’nin etrafında farklı bir topluluk şekilleniyordu. Stravinsky, Rus halk müziği geleneklerini Fransız etkileriyle harmanlayarak *The Firebird* ve *The Rite of Spring* gibi eserleriyle müzik dünyasında devrim yarattı. Bu yenilikçi eserler, disonans ve karmaşık ritimlerle izleyicileri şoke ederken, sonunda büyük bir başarı kazandı. Ancak, Stravinsky’nin yükselişi sırasında Avrupa, Birinci Dünya Savaşı’nın yıkıcı etkileriyle sarsıldı. Savaş sonrası dönemde, Les Six gibi gruplar geçmişin ihtişamını reddeden modern müzik anlayışını benimsedi. Amerikan cazının Avrupa’ya gelişiyle birlikte müzikte yeni ritim ve dokular ortaya çıktı. Bu süreçte, formalizm ön plana çıkarak müziğin yapısal netliğine vurgu yapıldı. Aynı zamanda, Wagner’in mirası Mahler ve Strauss gibi besteciler üzerinde etkisini sürdürdü. Strauss’un *Salome* operası, disonansın cesur kullanımıyla müzikte yeni bir dönemi işaret etti. Schoenberg ise tonaliteyi aşarak atonal müziğin öncüsü oldu ve öğrencileriyle birlikte müziğin sınırlarını zorladı. Amerika’da ise klasik müzik, Avrupa etkisinden sıyrılmaya çalışırken caz ve Broadway gibi türlerle harmanlandı. Copland gibi besteciler, Amerikan kimliğini pastoral ve sosyal mesajlarla yansıttı. Bu dönemde müzik, savaşların ve siyasi baskıların etkisiyle sürekli dönüşüm geçirdi ve modern müziğin temelleri atıldı.
Devamını okumak için uygulamamızı indirebilirsiniz: